HexabeeNovel
RC Sürüm: Bu site geliştirilme aşamasındadır. Hata/öneri için buradan bildirimde bulunun.
Posade için heyecanlı mısın? O zaman demo sitesine git
Gökkuşağının Altındaki Gizem banner
Gökkuşağının Altındaki Gizem

Yüz Yüze

Bölüm #7 / 8 2 okunma

19 Mart 2021, Cuma — Tokyo

Tokyo'nun sokakları, İstanbul'dan bile daha sessizdi. Burada karantina yoktu ama korku vardı. İnsanlar maskelerle dolaşıyor, birbirlerine dokunmaktan kaçınıyor, gözlerini kaçırıyordu. Bir şey belli belirsiz herkesin ensesindeydi. Bir gölge. Bir bekleyiş.

Elif'in elini sımsıkı tuttum. Küçük parmakları buz gibiydi. O da hissediyordu. Çocuklar hisseder. Yetişkinlerin sakladığı her şeyi, kokusundan, ses tonundan, omuzların gerginliğinden okurlar.

" Abla," dedi Elif, "burada da mı ölüyorlar?"

Cevap vermedim. Çünkü cevabı bilmiyordum. Ya da biliyordum ama söylemek istemiyordum.

Adresi hatırlıyordum. Tanaka'nın evi, Setagaya semtinde, sessiz bir sokakta, iki katlı ahşap bir evdi. Fabrikayı gezerken arkadaşım bana fotoğraflarını göstermişti. "Babamın evi," demişti gururla. "Japonya'nın en eski ahşap evlerinden biri."

O gün, o fotoğrafa bakarken, içimden "ne kadar güzel" demiştim. Şimdi aynı eve, aynı kapıya, aynı adamın karşısına dikiliyordum. Ama bu sefer hayranlıkla değil, öfkeyle.

Kapıyı çaldım.

Uzun bir sessizlik. Sonra ayak sesleri. Kapı açıldı.

Karşımda yaşlı bir kadın duruyordu. Tanaka'nın karısı olmalıydı. Yüzü yorgun, gözleri kızarmıştı. Bir süre bana baktı. Tanımadı. Ama gözlerimde bir şey gördü. Bir şey tanıdık.

"Kiyora," dedi. Benim adımı biliyordu. "Sen geldin."

"Geldim," dedim. "Kocanızı görmeye geldim."

Kadın başını öne eğdi. Gözlerinden yaşlar süzüldü. "O... o artık konuşamıyor."

"Ne?"

"Felç geçirdi," dedi. "İki gün önce. Şirket yandığı gece. Konuşamıyor, hareket edemiyor. Sadece... sadece gözleriyle anlaşıyor."

İçimde bir şey soğudu. Öfkem, bir anda boşluğa düştü. Konuşamayan bir adamdan hesap sormak... Bu, adil değildi. Ama adalet, bu hikâyede hiç olmamıştı ki.

"Görmek istiyorum," dedim.

Kadın başını salladı. Bizi içeri aldı. Elif'e bir bardak su verdi, bir köşeye oturttu. Beni üst kata çıkardı.

Tanaka, bir yatakta yatıyordu. Yüzü solgun, gözleri açık. Bizi görünce gözleri büyüdü. Tanıdı. Beni tanıdı.

Yanına oturdum. Elimi cebime attım, flash belleği çıkardım. Ekranı ona doğru çevirdim. "Gökkuşağı Projesi" yazıyordu. Yönetici: Prof. Dr. Kenji Tanaka.

"Bu sensin," dedim. "Bu zehri sen yaptın. Bu insanları sen öldürdün. Babamı sen öldürdün."

Tanaka'nın gözleri doldu. Ağzını açtı, bir şey söylemek istedi ama ses çıkmadı. Sadece hırıltı. Gözleriyle bir yeri işaret etti. Komodin. Üzerinde bir defter vardı.

Aldım. Açtım. El yazısıyla yazılmış sayfalar. Japonca. Ama bazı sayfalar Türkçe. Babamın el yazısı. Babam, bu deftere notlar almış.

Son sayfayı çevirdim. Orada, tek bir cümle vardı. Türkçe. Babamın yazısıyla:

"Gökkuşağı bir kişi değil. Bir fikir. Ve fikirler ölmez."

Başımı kaldırdım. Tanaka'ya baktım. Gözleri hâlâ bana bakıyordu. Ve o an, gözlerinde bir şey gördüm. Pişmanlık değil. Korku değil. Uyarı.

Sanki bana "git" diyordu. "Buradan git. Peşini bırak."

Ama gitmeyecektim. Babamın son sözü, bir fikrin ölmediğiydi. Ve ben, o fikri yaşatacaktım.

Aşağı indiğimde, Elif kanepede uyuyakalmıştı. Tanaka'nın karısı, mutfakta çay yapıyordu. Bana bir fincan uzattı.

"Kiyora," dedi, "kocam sana bir şey söylemek istedi. Ama söyleyemedi. Ben söyleyeyim."

"Ne?"

"Bu iş," dedi, "Türkiye'de başladı. Japonya'da değil. Gökkuşağı, Türk. Ve senin ailenden biri."

O an, dünya başıma yıkıldı.

"Ailemden mi?"

"Evet," dedi. "Kocam, senin babanla çalışırken öğrendi. Gökkuşağı'nın lideri, senin ailenin bir üyesi. Belki amcan, belki kuzenin, belki... belki daha yakın biri."

Elimdeki çay fincanı titredi. Annem? Babam? Emir? Hayır. Olamazdı. Ama ya... ya dedem? Ya hiç tanımadığım bir akrabam?

"Kim?" dedim. "Kim olduğunu biliyor musunuz?"

Kadın başını salladı. "Bilmiyorum. Ama bir ipucu var. Kocamın defterinde. Senin babanın yazdığı son satır. 'Fikirler ölmez.' Ama ondan önce bir sayfa var. Sen o sayfayı okumadın."

Defteri tekrar açtım. Son sayfadan bir önceki. Orada, babamın el yazısıyla, bir isim vardı. Bir isim ve bir tarih.

"Mehmet Kodomo — 1987"

Mehmet Kodomo. Babamın adı. Ama 1987? Babam o zaman 10 yaşındaydı. Ve Kodomo, babamın soyadıydı. Ama bu isim, babamın değildi. Bu isim, dedemin adıydı.

Dedem. Hiç tanımadığım, hiç görmediğim, babamın hiç bahsetmediği dedem.

O an, bir şey daha gördüm. Sayfanın altında, silik bir not. Babamın yazısıyla:

"Babam, Gökkuşağı'nı kurdu. Ben, onu durdurmaya çalıştım. Kiyora, sen bitir."

Dizlerim titredi. Yere çöktüm. Elif uyandı, yanıma geldi. Küçük elleriyle yüzümü okşadı.

"Abla," dedi, "ne oldu?"

Cevap veremedim. Çünkü cevap, her şeyden daha korkunçtu.

Gökkuşağı, benim ailemdendi. Ve ben, onun son halkasıydım.


7. Bölüm Sonu


Not: 8. Bölümde: "Dedemin Gölgesi" — Kiyora, dedesinin izini sürmek için Türkiye'ye dönmeye karar verir. Ancak Tokyo'da, onu bekleyen biri vardır. Ve bu kişi, Kiyora'nın geçmişinden gelir...


Reklam

Yorumlar 0

🐝
Yorum yazmak için giriş yap

Kovan sohbete açık — 30 saniyede üye ol, adınla yaz.

Giriş Yap Kaydol

Henüz yorum yok

İlk petek gözünü sen doldur! 🐝

Soru Sor