BETA

Sitemiz yayına açılmıştır! Karşılaştığınız hataları veya önerilerinizi bize iletmekten çekinmeyin.

Hata Bildir

Uzaylı Sevgilim Banner

Uzaylı Sevgilim » Bölüm 1

Gökyüzünden Gelen Kız

1,039 kelime · 15.08.2026 · 17 okunma

Gece gökyüzüne bakmayı severdim.

Bunun özel bir sebebi yoktu.

Çocukken yıldızlara bakıp başka gezegenlerde insanların yaşayıp yaşamadığını düşünürdüm. Büyüdükçe bu düşünceler yerini faturalar, işe yetişme telaşı ve ertesi günün ne kadar yorucu olacağına dair hesaplara bırakmıştı.

Ama bazı alışkanlıklar insandan kolay kolay kopmuyordu.

O gece de balkona çıkmış, elimdeki soğumuş kahveyi içmeye çalışıyordum.

Saat 02.17'ydi.

Şehir uyuyordu.

En azından insanların çoğu uyuyordu.

Ben ise yine uyuyamamıştım.

Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.

Bulutsuzdu.

Yıldızlar, şehir ışıklarının arasında güçlükle seçiliyordu. Birkaç dakika boyunca hiçbir şey düşünmeden öylece baktım.

Sonra bir yıldız kaydı.

"Bir dilek tut."

Kendi kendime güldüm.

"Otuz iki yaşındasın, hâlâ yıldız kayınca dilek tutulduğunu mu sanıyorsun?"

Kahveden bir yudum daha aldım.

Tam o sırada gökyüzünde bir ışık belirdi.

İlk başta meteor sandım.

Fakat bu kez ışık kayıp gitmedi.

Durdu.

"Ne?"

Balkon korkuluğuna biraz daha yaklaştım.

Işık gökyüzünde hareketsiz duruyordu.

Sonra yavaşça büyümeye başladı.

Kalbim hızlandı.

Bu bir uçak değildi.

Helikopter hiç değildi.

Ve kesinlikle yıldız değildi.

Işık bir anda yön değiştirdi.

Gökyüzünden aşağı doğru inmeye başladı.

"Hayır..."

Elimdeki bardağı balkona bıraktım.

"Yok artık."

Işık hızla yaklaşıyordu.

Bir an için gözlerimi kapattım.

Sonra büyük bir gürültü bekledim.

Patlama.

Çarpma.

Herhangi bir şey.

Ama hiçbir şey olmadı.

Bunun yerine birkaç saniye sonra sokağın aşağısından tuhaf bir ses geldi.

Fuuuşşş!

Ardından...

Tak.

Sessizlik.

Olduğum yerde donup kaldım.

"Ben az önce ne gördüm?"

Balkondan aşağı baktım.

Sokağın sonunda, boş arsaya yakın bir yerde hafif bir duman yükseliyordu.

Aklımdan geçen ilk düşünce polisi aramak oldu.

İkinci düşünce ise çok daha saçmaydı.

"Ya gerçekten uzaylıysa?"

Kendi kendime kızdım.

"Tabii. Kesin uzaylı. Gece iki buçukta balkonda kahve içen adamın karşısına da uzaylı çıkacaktı zaten."

Yine de aşağı indim.


Boş arsanın yanına geldiğimde hava hâlâ sakindi.

Duman birkaç metre ilerideki çalılıkların arasından yükseliyordu.

Telefonumun fenerini açtım.

"Kimse var mı?"

Cevap yoktu.

Biraz daha ilerledim.

Çalıların arasında metalik bir parça gördüm.

Eğilip baktım.

Bir kapsüle benziyordu.

Ama kapsül kelimesi bile gördüğüm şeyi anlatmaya yetmiyordu.

Siyah, pürüzsüz bir yüzeyi vardı. Üzerinde ne kapı, ne pencere, ne de herhangi bir vida görünüyordu.

"Bu ne?"

Elimi uzattım.

Dokunmadan hemen önce kapsülün yüzeyinde mavi bir çizgi belirdi.

Geri sıçradım.

"Allah!"

Çizgi genişledi.

Kapsül sessizce ikiye ayrıldı.

İçinden beyaz bir ışık yükseldi.

Sonra bir insan çıktı.

Bir kız.

Uzun saçları vardı.

Üzerinde garip, beyaz ve gümüş renkli bir kıyafet bulunuyordu. Ay ışığı yüzüne vurduğunda onun benden birkaç yaş küçük olduğunu düşündüm.

Kız bir adım attı.

Sonra sendeledi.

"İyi misin?"

Bana baktı.

Gözleri...

Normal değildi.

Göz bebekleri neredeyse tamamen siyahtı. İrisleri ise çok hafif mor bir renkte parlıyordu.

Bir süre birbirimize baktık.

Sonra kız konuştu.

"Sen..."

Sesi oldukça normaldi.

Ama söyledikleri hiç normal değildi.

"...Dünya insanı mısın?"

Kaşlarımı kaldırdım.

"Ne?"

Kız tekrar sordu.

"Dünya insanı mısın?"

"Şey..."

Etrafıma baktım.

Başka birinin olup olmadığını kontrol ettim.

"Ben... evet."

Kız derin bir nefes aldı.

Sanki çok önemli bir şeyi doğrulamıştı.

"Sonunda."

"Sonunda ne?"

Bana doğru bir adım attı.

Sonra birden dizlerinin üzerine çöktü.

"Hey!"

Yanına koştum.

"İyi misin?"

Kız başını kaldırdı.

"Yardımına ihtiyacım var."

"Tabii ama önce ambulans çağırmam gerekiyor."

"Hayır!"

Kızın sesi ilk kez sertleşti.

"Kimseyi çağırma."

"Az önce gökyüzünden düştün!"

"Farkındayım."

"Bir kapsülün içinden çıktın!"

"Onu da biliyorum."

"Sen..."

Cümlemi tamamlayamadım.

Kız bana baktı.

"Adım Lira."

"Lira?"

"Evet."

"Ben de..."

Bir an durdum.

Ne diyeceğimi bilemedim.

İnsan hayatında böyle bir an için hazırlanmış bir tanışma cümlesi olmuyordu.

"Benim adım da..."

Adımı söyledim.

Lira başını hafifçe eğdi.

"Memnun oldum."

Sonra etrafına baktı.

"Burada kalamam."

"Neden?"

"Çünkü beni arıyorlar."

"Kim?"

Lira gökyüzüne baktı.

"Benimkiler."

Bir süre sessizlik oldu.

"Sen..."

Yutkundum.

"Uzaylı mısın?"

Lira bana baktı.

Gülümsedi.

"Bu kelimeyi siz kullanıyorsunuz, değil mi?"

"Galiba."

"O zaman evet."

Bir anda beynimin bütün düşünceleri sustu.

Uzaylı.

Karşımda gerçekten bir uzaylı vardı.

İnsan şeklinde.

Konuşabiliyordu.

Üstelik Türkçe konuşuyordu.

"Türkçe'yi nereden biliyorsun?"

Lira'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Senin dilini öğrenmem gerekiyordu."

"Benim dilimi?"

"Bu gezegende iletişim kurabilmek için."

"Yani Dünya'ya gelmeden önce Türkçe mi öğrendin?"

"Hayır."

"Nasıl hayır?"

"Buraya gelirken öğrendim."

Bir süre ona baktım.

"Bu hiç mantıklı değil."

"Benim için de Dünya'nın yerçekimi hiç mantıklı değil."

"Yerçekimi mi?"

"Çok ağır."

Elini uzattı.

Ayağa kalkmasına yardım ettim.

Ayağa kalktığında benim düşündüğümden daha uzun olduğunu fark ettim.

"Yürüyebiliyor musun?"

"Evet."

Bir adım attı.

Sonra yüzünü buruşturdu.

"Biraz zor."

"Harika."

Başımı gökyüzüne kaldırdım.

"Uzaylı misafirim var ve daha ilk dakikadan yaralı."

Lira kaşlarını çattı.

"Misafir?"

"Evet."

"Ben misafir değilim."

"Ne peki?"

Bir süre düşündü.

"Kaçağım."

Bu cevap hiç hoşuma gitmedi.

"Harika."

"Neden harika?"

"Çünkü gece iki buçukta boş arsada bulduğum uzaylı bir de kaçak."

Lira hafifçe gülümsedi.

"Sen komiksin."

"Sen de çok sakinsin."

"Çünkü korkarsam ne yapacağımı bilmiyorum."

Bu kez gülümseyemedim.

Kızın yüzünde ilk kez gerçek bir korku gördüm.

"Kimden kaçıyorsun?"

"Onlardan."

"Kim onlar?"

Lira cevap vermeden gökyüzüne baktı.

Ben de baktım.

Uzakta, yıldızların arasında çok küçük bir ışık belirmişti.

Sonra bir tane daha.

Lira'nın yüzü bir anda değişti.

"Burada kalamayız."

"Niye?"

"Çünkü beni buldular."

Gökyüzündeki ışıklardan biri hareket etti.

Sonra diğeri.

İkisi de bize doğru geliyordu.

Lira kolumu tuttu.

"Koş."

"Ne?"

"Koş!"

Hayatımda hiç bu kadar anlamsız bir cümleyle karşılaşmamıştım.

Ama o gece anlamsız görünen her şey gerçek çıkıyordu.

Koştuk.


Eve ulaştığımızda nefes nefese kalmıştık.

Kapıyı açtım.

Lira içeri girdi.

Bir süre salonun ortasında durdu.

Etrafına baktı.

"Burada mı yaşıyorsun?"

"Evet."

"Tek başına?"

"Evet."

"Bu kadar küçük bir yerde?"

"Evime hakaret etme."

Lira güldü.

Sonra koltuğa oturdu.

Oturur oturmaz gözleri kapanmaya başladı.

"Uyuyacak mısın?"

"Sanırım."

"Burada mı?"

"Evet."

"Senin için sorun olur mu?"

Bir an düşündüm.

"Şu anda hayatımın normal bir gece geçirdiğini düşünüyorsan, hayır."

Lira gözlerini kapattı.

"Teşekkür ederim."

Ben ise ayakta kalmıştım.

Ne yapacağımı bilmiyordum.

Bir uzaylı evime gelmişti.

Koltukta uyuyordu.

Ve ben hâlâ bunun gerçek olduğuna inanamıyordum.

Telefonumu çıkardım.

Polisi arasam mı?

Ambulans mı?

NASA mı?

Sonra Lira'nın az önce söylediği şeyi hatırladım.

"Beni arıyorlar."

Telefonu cebime koydum.

Henüz kimseyi aramayacaktım.

Çünkü içimde tuhaf bir his vardı.

Bu kız Dünya'ya tesadüfen gelmemişti.

Ve nedense...

Onu polise teslim etmek istemiyordum.

Lira gözlerini kapatmadan hemen önce bana baktı.

"Bir şey sorabilir miyim?"

"Tabii."

"Sen..."

Sesi iyice yavaşladı.

"...yalnız mısın?"

Bu soruya cevap vermek beklediğimden daha zor oldu.

"Evet."

Lira gözlerini kapattı.

"Ben de."

Sonra uyudu.

Ben salonda tek başıma kaldım.

Pencerenin önüne gidip gökyüzüne baktım.

Yıldızlar hâlâ oradaydı.

Fakat artık bana eskisi gibi görünmüyorlardı.

Çünkü ilk kez onlara baktığımda şunu biliyordum:

O yıldızlardan birinin ötesinde...

Biri vardı.

Ve o biri artık benim evimde uyuyordu.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!