Siren sesleri konağın yüksek bahçe duvarlarında yankılanırken evdeki panik havası artık saklanamaz bir boyuta ulaşmıştı. Salondan gelen bağırışlar, hızlanan ayak sesleri ve devrilen sandalyelerin gürültüsü üst kata kadar tırmanıyordu.
Leyla, odasının kapısını aralayıp koridorun gölgesine çekildi. Merdiven başından aşağıya baktığında, mali polis ekiplerinin ve rütbeli bir komiserin salona girdiğini gördü. Amcası Tahsin Bey, her zamanki yapmacık özgüvenini takınmaya çalışarak komiserin karşısına dikilmişti; ancak şakaklarında biriken ter damlaları ve ceketinin düğmelerini iliklerken titreyen elleri onu ele veriyordu.
"Bu da ne demek oluyor Komiser Bey?" dedi Tahsin Bey, sesine otoriter bir ton vermeye çabalayarak. "Ben bu şehrin en çok hayır işleyen, en saygın iş insanlarından biriyim. Yetimhane fonuyla ilgili ne gibi bir usulsüzlükten bahsedebilirsiniz? Bu açıkça bir itibar suikastıdır!"
Komiser, elindeki resmi evrak dosyasını açtı ve soğukkanlı bir sesle yanıtladı: "Tahsin Bey, hakkınızda nitelikli dolandırıcılık, ihalede usulsüzlük ve yetimhane fonundan kişisel hesaplara aktarılan milyonlarca liralık transferlerle ilgili somut belgeler var. Bu gece emniyete ulaşan anonim kanıtlar ve banka dökümleri doğrultusunda savcılık arama ve el koyma kararı çıkardı. Çalışma odanızdaki kasayı açmanızı bekliyoruz."
Berna Hanım bir çığlık atarak koltuğa çöktü. "Tahsin! Ne diyor bu adamlar? Ne kasası, ne parası?"
Tahsin Bey’in yüzü mosmor kesilmişti. "Giremezsiniz! O kasa benim özelimdir, anahtarı ve şifresi sadece bendedir!"
"Şifreyi vermezseniz çilingir çağırıp kasayı zorla açacağız Tahsin Bey," dedi Komiser kestirip atarak.
Leyla merdivenlerin başında durmuş, amcasının çaresizlik içindeki kıvranışını izliyordu. Tahsin Bey’in gözleri bir an için yukarıya, merdivenlerin başındaki Leyla’ya kaydı. O bakışlarda ilk defa kibir ya da acıma yoktu; sadece saf bir dehşet ve sorgulama vardı. O kasanın şifresini (12-04) ölen kardeşinden ve kendisinden başka kimsenin bilmediğini sanıyordu. Şüphe tohumları amcasının zihnine düşmüştü ama artık çok geçti.
Ekipler çalışma odasına yönelirken, Leyla sessizce odasına döndü. Çalışma masasının başına oturdu, sarı lambasını açtı. Kalemin ucu kağıtla buluştuğunda, dışarıdaki gürültüler Leyla için sadece fon müziğine dönüşmüştü:
“18 Ekim, Öğle Üstü. Maskeler tek tek yüzlerden sökülüyor Tahsin. Yıllarca arkasına saklandığın o 'hayırsever' kimliği, polislerin soğuk kelepçe sesleri arasında yok olup gitti. Kardeşinin hakkını çalarken, beni dilsiz ve akılsız sayarken inşa ettiğin o sahte cennet şimdi başınıza yıkılıyor.
Kasanın kapağı açıldığında sadece belgeler çıkmayacak ortaya; sizin kirli vicdanınız, ihanetleriniz ve sahtekarlığınız da dökülecek sokaklara. Yıllardır beni bu eve bir gölge gibi hapsettiğinizi sanıyordunuz. Oysa o gölgenin sizi boğacağını hiç düşünmediniz.”
Leyla günlüğün kapağını kapattı ve gizli bölmeye yerleştirdi. Aşağıdan kasanın açılma sesi ve ardından Tahsin Bey’in kelepçelenirken attığı son çaresiz feryat yükseldi.
Leyla pencerenin önüne gitti, perdeyi kenara çekti. Bahçeden polis aracına bindirilen amcasını izlerken derin bir nefes aldı. Ses telleri hâlâ sessizdi, ama şehre yayılan fırtına onun eseriydi.
Yorumlar 0
Kovan sohbete açık — 30 saniyede üye ol, adınla yaz.
Henüz yorum yok
İlk petek gözünü sen doldur! 🐝