Gece yarısı çöken sessizlik, evin üzerine ağır bir sis gibi çökmüştü. Saatin tik takları, koridorda yankılanan tek sesti. Leyla, yatağında gözleri açık bir şekilde tavanı izliyordu.
Günün stresi ve toplanan o kirli bilgiler zihninde dönüp duruyordu. Ama bu gece sıradan bir gözlem gecesi olmayacaktı. Amcası Tahsin Bey’in çalışma odasından gelen hafif ışık huzmesi, alt kattaki tahta zemin boşluğundan sızıyordu. Leyla yavaşça yataktan kalktı. Çıplak ayakları, soğuk parkeye temas ettiğinde bile en ufak bir ses çıkarmadı. Yılların kazandırdığı o sessiz yürüme alışkanlığı, onu bir hayalet kadar görünmez kılıyordu.
Merdivenleri birer birer inip çalışma odasının aralık kapısına yanaştı. İçeride amcası ve kasabanın en nüfuzlu müteahhitlerinden biri olan Vedat Bey vardı. Masanın üzerinde mimari planlar ve kalın bir senet destesi duruyordu.
"Tahsin, bu iş çok riskli," dedi Vedat Bey, sesini kısaltsa da endişesi net bir şekilde duyuluyordu. "Kardeşinin fonundan aktardığımız bu parayı müfettişler fark ederse ikimizi de yakarlar. Raporları değiştirdik ama..."
Tahsin Bey, viski bardağını masaya sertçe bıraktı. Yüzünde o gündüzleri herkese gösterdiği sevecen adamdan eser yoktu; gözleri hırsla parlıyordu.
"Kimse bir şey fark edemez Vedat," dedi soğuk bir sesle. "Kardeşim öldüğünden beri o fonun tek yetkilisi benim. Zaten o 'dilsiz' kızın da hiçbir şeyden haberi yok. Önüne koyduğum yemeği yiyor, odasında oturuyor. Akli dengesi bile yerinde değil zavallının. Mahkemede bana karşı tek kelime edemez, etse de kimse dinlemez."
Vedat Bey rahatlayarak derin bir nefes aldı ve kalemi eline alarak uzatılan evrakları imzalamaya başladı.
Kapı aralığındaki gölgede duran Leyla’nın göğsü hızla kalkıp iniyordu. Amcasının sesindeki o aşağılama, kızın ruhunda yıllardır biriken öfkeyi bir volkan gibi tetikledi. Ama ne bir nefes kesti ne de bir çıtırtı çıkardı. Parmakları kapı kasasına gömüldü.
Beni dilsiz sanman senin en büyük talihsizliğin Tahsin, diye geçirdi içinden. Kelimelerim ses tellerimden çıkmıyor olabilir, ama kalemin ucundan döküldüğünde hayatını karartmaya yetecek.
Adamlar imzaları tamamlayıp evrakları çelik kasaya kilitlerken Leyla geldiği gibi sessizce odasına çekildi. Masanın başına oturdu. Sarı lambayı açtı ve günlüğün yeni sayfasını hırsla açtı. Kalemin mürekkebi, kağıdın üzerinde bir kılıç darbesi gibi ilerlemeye başladı:
“16 Ekim, Gece Yarısı. Bu gece sadece bir hırsızlığa değil, bir ihanetin mühürlenmesine şahit oldum. Babamın mirasını çalanlar, benim sessizliğimi bir zayıflık, bir akıl yoksunluğu olarak görüyor. Beni dilsiz bırakarak beni yok ettiklerini sanıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki, bu evin duvarları arasındaki en tehlikeli varlık, her şeyi gören ama hiçbir şey söylemeyen o 'dilsiz' kızdır.
Kasanın şifresi, babamın ölüm tarihi: 12-04. İçindeki belgeler ise sizin idam fermanınız olacak. Çok yakında O maskeleriniz yüzünüzden sökülüp alınırken, çığlık atan ben olmayacağım. Siz olacaksınız.”
Leyla kalemi bıraktı. Mürekkebin kurumasını izlerken yüzünde ilk defa hafif, soğuk bir tebessüm belirdi. Artık sadece kaydetmiyordu; oyunu başlatmaya hazırlanıyordu.
Yorumlar 0
Henüz yorum yok
İlk petek gözünü sen doldur! 🐝